info@aylakabalak.com 0(552) 688 40 68

Sağlıklı Beslenme

Beslenme canlı bir organizma için yaşam belirtecidir. Her organizma hücrelerinin gereksinimine göre temel besin maddelerini almak üzere programlanmıştır. Bu program dahilinde besinlerini seçer ve ihtiyacının fazlasını almamak üzere beyindeki doyma merkezi tarafından yeme güdüsünü durdurur. Ancak insanların yaşama dürtüsü yanında beslenmeye yaklaşımı; haz alma, stresle başa çıkma, sosyalleşme, besin seçme, doymama, aç kalma korkusu gibi birçok faktörden etkilenmektedir. Bebekler anne sütü aldığı dönemde sadece ihtiyacı olduğu kadar sütü emer. Ancak yaş ilerledikçe ve bilinç geliştikçe doyma ve besin seçme konusunda alışkanlıklar oluşturmaya başlar. Beslenme şekli ve kontrolü yaşama dürtüsünden ayrışır ve beynin doyma merkezinin kontrolünden çıkar.

Bebeklik çağından başlamak üzere beslenme alışkanlıklarının doğru verilmesi çok önemlidir. Erişkin insan nasıl susuzluk hissi ile su içme ihtiyacı duyuyorsa vücudunun diğer besin maddelerine olan ihtiyacını da fark etmek, bedeninin sesini duymak zorundadır.

  • Sağlıklı beslenme kavramı geniş bir konudur. Kişi sağlıklı besine ulaşmak, sağlıklı hazırlamak, ihtiyacı olanı ihtiyaç duyduğu kadar almak, birisi için yararlı olan besinin kendisi için alerjik olabileceğini ya da yan etki oluşturabileceğini bilmek zorundadır. İlaçlar gibi her besinin yararı yanında zarar verme potansiyeli vardır ve bu konuda en önemli kavram doğru besin, doğru dozdur.
  • Sağlıklı beslenme için yaş ve cinsiyetin, yaşa bağlı gereksinimlerin, genetik yapının, hastalıklara yatkınlıkların ya da mevcut hastalıkların, metabolizmanın, aktivitenin, yaşam biçiminin, kültürel ve coğrafi özelliklerin ve iklimin de doğru değerlendirilmesi gerekir. Bu belirlemeler sonrası kişinin temel ihtiyacı olan proteinler, karbonhidratlar, yağlar, vitaminler, mineraller, eser elementler yönünden bir doğal beslenme planı oluşturulmalı, gerekirse besin takviyeleri ile eksikler tamamlanmalıdır.
  • Beslenme planının uygulanabilmesi için sindirim sistemi fonksiyonunun ve emilim kusurlarının belirlenmesi ve düzeltilmesi gerekir. Bu konu ise mikrobiyata, probiyotik ve prebiyotik kavramları adı altında değerlendirilir.

MİKROBİYOTA, PROBİYOTİK, PREBİYOTİK

MİKROBİYOTA

Bedenimizde cildimizden bağırsaklarımıza kadar, bizimle dost yaşayan ve hatta koruyan, vücudun fonksiyonlarında görev alan 100 trilyon kadar bakteri bulunmaktadır. Bu bakteri sistemine mikrobiyota, bakterilere mikrobiyom denir. Bakterilerin en yoğun olduğu organ ise bağırsaklarımızdır.

İlk hekim olan Hipokrat, 2000 yıl önce “bütün hastalıkların başladığı yer bağırsaklardır” demiştir. Günümüzde de bağırsaklarımız tüm vücudun fonksiyonunu düzenlediği için ikinci beyin olarak adlandırılmaktadır. Bağırsaklarımızda yer alan bakteriler yediğimiz gıdaların sindirimi, emilimi ve atılması fonksiyonlarında en önemli rolü üstlenirler. Rus biyolog Metchinikoff 1903 yılında laktobasillus denen bakteri içeren yoğurdu her gün düzenli tüketen Kafkas ve Bulgar halkının ömürlerinin çok uzun olduğunu görmüş, asit üreten bu bakterinin hastalık yapıcı diğer bakterileri etkisiz hale getirdiğini tespit etmiştir. Son yıllarda bu konu ilgili çok yoğun çalışmalar gündeme gelmiş ve bu floranın dengesinin birçok insanda bozulduğu gözlenmiştir.

Özellikle aşırı karbonhidratlı, lifsiz beslenme, besin koruyucuları ve katkı maddeleri içeren işlenmiş hazır gıdaların yenmesi, sık antibiyotik kullanma, sedanter yaşam, stres gibi bağırsak fonksiyonlarına etki eden faktörlerin bağırsak florasını değiştirdiği gözlenmiştir.

Yapılan çalışmalarda mikrobiyotaki dengesizliğin şişkinlik, karın ağrısı, kabızlık, ishal, Enflamatuar Bağırsak Hastalığı, İritabıl Bağırsak Sendromu, allerji, astım, Romatoid Artrit, Ankilozin Spondilit, Atopik Dermatit, Pemfigus, Multipl Skleroz (MS), büyüme geriliği, hormonal dengesizlik, depresyon, hafıza sorunları, kanser gibi birçok hastalığa neden olabileceği gösterilmiştir.

PROBİYOTİK

Probiyotik Latincede “yaşam için, yaşam öncüsü” demektir. Probiyotikler sindirim sistemimize yararlı olan bakteri ve mayalardır. Sindirim fonksiyonlarını düzenlemek, patojen bakterileri azaltmak, bağışıklık sistemini korumak için probiyotiklerin yeterli sayıda olması çok önemlidir.

Probiyotik mikroorganizmalar;

  • Lactobacillus
  • Bifidobacterium
  • Streptococcus

Doğal olarak probiyotik içeren besinler;

  • Anne sütü
  • Yoğurt, kefir, süzme peynir, keçi sütü
  • Turşu (özellikle prebiyotik etkisi de bulunan lahana), sirke
  • Şalgam suyu, boza, nar ekşisi
  • Tarhana
  • Kombu (kombucha mantarı) çayı

Probiyotik bakteri sayısının yetersizliği nedeniyle sindirim sistemi ve tüm vücut fonksiyonlarında ciddi sorunlar gelişen hastalarda bu bakteriler hazır preparatlar şeklinde uygulanabilir.

PREBİYOTİK

Probiyotik denen bakteri ve mayalar için besin kaynağı olan ve bağırsak içinde çoğalmaları için zemin hazırlayan besin maddeleridir. Sindirilmeyen karbonhidrat olan lifler, fermente besinler prebiyotik kaynaklarıdır.

Prebiyotikler;

  • Lifli sebzeler (soğan, sarımsak, pırasa, lahana, brokoli, kereviz, enginar, kuşkonmaz, ıspanak, havuç, bezelye, bakla)
  • Lifli meyveler (elma, incir, yeşil erik, armut)
  • Lifli bakliyatlar (bulgur, yulaf, mercimek, esmer pirinç)
  • Lifli kuruyemişler (ceviz, badem, fındık)

Sağlıklı yaşamın yolu enerji kaynağımız olan besinlerdir. Ancak her yaş ve her değişen gereksinim doğrultusunda doğru besinlerin ve takviyelerin alınmasına dikkat edilmelidir.